24 Haziran 2010 Perşembe

mis kokulu manolya ve biz kötü birşey yaptık :)

dün akşam rabiasultan ve ablası hasibe bende kaldılar.. birlikte güzel bir akşam gerçirdik; yemişler yaptık yedik.. çay sohbet film gökgürültüsü yağmur sesi.. toprak kokusu derken;
sabah oldu ve hep birlikte bizim tükkana doğru yola çıktık..
yolda gelirken gördüğümüz bir manolya ağacına hayranlıkla baktık.. uzaklardan kokladık... sonra bir parkdan geçerken daha küçük ve dalları ulaşabileceğimiz alçaklıkta olan bir tane daha manolya ağacı gördük.. sonra gecenin uykusuzluğu ve toprak kokusu ile mayhoşlaşmış beyin hücrelerimizle; düşünemedik ve manolyalardan birini kopardık; ofise getirdik;rabiş duruşmaya gitmek üzere son hazırlıklarını tamamlar ve ablasıda ona yardımcı olurken bende onları bu günahımız dalından kopardığımız manolyamız ile fotoğrafladım; işte böyle hatamız; günahımız; nefsimize yenilmemiz; uykusuzluktan mahmur beynimiz;
ile yaptığımız yanlış; kokusu burnumuzda; tükkan baştan ayağa manolya kokarken;
ben onun farklı zamanlarda fotolarını çektim; burada.

omlet;

3 yada 4 adet yumurta bir kapta çatal yardımı ile çırptım;
sonra tuz, karabiber ve tatlı kırmızı toz biber ilave ettim..
ve birazda nane..
eğer acı sever iseniz tatlı yerine acı pul kırmızı biber koyabilirsiniz. orta büyüklükte bir sahanda tereyağ eritilir ve sonra karışım dökülerek,
hiç karıştırılmadan her iki yüzüde iyice pişmesi gözlenerek pişirilir..
yanında beyaz peynir, çerkez peyniri, domates, salatalık, zeytin biber ile servis ettim..
... bereketli günler dilerim ...

bir dost bekleyişinde kadraja takılanlar;

[kadıköy-haydarpaşa]

23 Haziran 2010 Çarşamba

diyete 10 dk. mola :))

yaz geldi geçiyor dondurma yemeden olmaz..
başlarım diyete de miyete de hahahahahahaa...
koşarak gittim en yakın marketten bu dondurmayı aldım geldim..
lezzeti kıvamı çok güzel.. ben beyendim.. tavsiye ederim..masanın üzerinde yani arka fonda görünen;
balonlu naylonların altındaki 1500 parçadan oluşan bir puzzle yani türkçe ismi ile yapboz.. işverenim ailesi ile birlikte yapıyorlar sürekli..
ofisimizin yani tükkanımızın duvarlarında bir çok var..
buda aynısından ikincisi yapılmış mutfak temalı bir yapboz..
birincisi duvarda asılı o yüzden çerçeveletmedik.. cam masamızın üzerinde duruyor..
masanın üzerine bir cam daha koysakda hep ordamı kalsa acaba diye düşünüyorum epeydir..
gelenlerde görsün diye de hep orda duruyor belki almak isteyen olur :)
çerçevelettiğimiz duvardaki eşi bu :)

21 Haziran 2010 Pazartesi

düzden de tersden de okununca aynı kelime; MİM

başlıyorum; kelimeleri duyduğumda aklıma ilk gelenleri yada bu kelimelerin bana ne çağrıştırdıklarını yani benim dünyamdaki, benim lügatımdaki anlamlarını sıralamaya;

Felsefem: her zaman mutlu olunacak birşeyler ve mutlu edilecek birilerini bulmak, yaşadığım hiçbirşeyden pişman olmamak, sevmek ve çok sevmektir..

Hayat: doğum noktasından 80km hız ile yola çıkan bebişin, ölüm noktasından 80km hız ile yola çıkan dervişin birbirlerini yakalayıp birbirlerinden ayrıldıkları noktaların arası ..

Çocukluk: hayatın, kişiliğin, felsefenin başlangıç noktası..

Güneş: umudun ve ruhun besin kaynağı ..

Gözler : dışardakini içeriye içerdekini dışarıya yansıtan ekranlar..

Yıldızlar: dileklerimin bekçileri..

Güzellik: çiçekler ve çocuklar..

Sevgi: paylaşa paylaşa bitiremediğim ve paylaşa paylaşa çoğalttığım..

Aşk: ruhu besleyen..

Müzik: hislere tercüman olan en sevdiklerimdendir nağmeler..

Dost: kokusunu uzaktan aldığım, gülüşünü nerede olsa tanıdığım, aramızda mesafelerin olmadığı, varlığı ile yetindiğim..

Para: sadece alım satım işine yarayan bir araç.

Zaman: tek rakibim..

Erkekler: tanımlanamayan cisim :)

Savaş: gereksiz..

Ağlamak: en sevdiklerimdendir; gülmek kadar bana faydası olan bir olgu.. dışa dökülüş, içe dönüş.. ruhuma yararlı bir durum..

Deniz: özgürlük..

Ayna: yüzleşmek..

Hayal: hayat..

beni mimleyenler;..............benim mimlediklerim;
uğurböceği....................................deniz
çatıkatım/ilkayım........................denedim yazıyorum
bakubuna......................................baharın elleri

gönül..............................................ada deniz
........................................................gülseyhan
........................................................fosi'nin hayalleri
........................................................taze nane
........................................................marifetli sarı melek
........................................................beyazkelebek

fıstığın yazbahçesi :))

aslında yayını fıstıkvepati'nin yapması gerekirdi ama ben daha fazla dayanamadım;
hazır işten sıkılmış ve bir mola vermek istiyorken :))
hemen geldim yayın yapmaya; sanırım iki üç hafta oldu, yağmurlardan önceydi.. sıcaklar başlamış artık evlerde durulamaz olmuştu; malum o zaman fıstığım hadi yaz sezonunu açalım dedi ve çıktık bahçeye;
eksik gedik ne var bir baktık, duvar ve parmaklıklar için gerekli boyaları fıstığım almıştı;
hemen giriştik boyaya; çok büyük ustalık yapamadık; dış duvar olduğu için burası kış şartlarından epeyce etkilenmiş boyalı yerler kısmen dökülmüş bazı yerlerde yeşillenmişti;
tel fırça ile bir kat fırçaladık duvarı dökülecek kısımlar dökülsün, duvarın bir tozu alınmış olsun diye; sonra geniş yüzeyleri rulo ile dekor tuğlaların aralarını düz fırça ile;
boyadık, boyadık, boyadık...
fıstığım parmaklıkları boyadı ben duvarı tamamladım.. sonra altın yaldızlı sprey boya ile duvara kelebekler yaptık.. kağıttan şablon çıkardık.. yani duvara stencil tekniği uygulamış olduk :))dediğim gibi çok büyük ustalıklar gösteremedik.. zemin çok zorlayıcı idi.. futbolcular gibi konuştum ha :) ama temiz ve düzenli bir sonuç elde ettik.. bundan eminim..
sonraki haftada bauhaus'a gidip çim halıyı aldık, yere yaydık ve zeminin şekline göre kesip yerleştirdik; bahçe koltuğu minderler lambalar artık yaz güneşi ile buluştular..
ardından ilk çay keyfimize geçtik..
pati'de dışarda olmanın mutluluğunu yaşadı..

imam bayıldı

aslında biraz farklı bizim imamın bayılışı :) adı da değişecek galiba bu yemeğin ama herkes yine bu isimde anacaktır aklımıza kazınmı 50 küsür senedir.. bu tarifdeki farklılılar ise yeşil biber ve pirinç kullanılmış olması; kullanan kişide kardeşim Memo;
iki adet soğan pembeleşinceye kadar kavurup 2-3 orta boy çarliston biberide ilave edip soteledi; sonrasında 4 orta boy domatesi küp küp doğrayarak ilave etti ve domatesler yumuşayınca patlıcanları [bir kilo ve alaca soyulup tuzlu suda bekletilmiş] ilave ederek kapağını kapadı; pişmesine 5 dk kala bir çay bardağı pirinç ve tuzunu ilave etti.. pirinçler pişince ateşten aldı..
bizde afiyetle yedik. :))

20 Haziran 2010 Pazar

böğürtlenim/menekşem/eti pufffflarımm

cuma günü yani dün işten eve geldim ve hafta sonuna kendimi hazırlamak için öylece hiç bişi yapmadan oturdum uzun bir süre.. sonra aldım kupamı elime ve attım içine balık tutulan çayımı :) hani bir zamanlar bir dizi vardı yılan hikayesi; meltem cumbulum başroldeydi.. ve o muzip ve sevimli konuşmalarıyla memoliden rica ederdi bana balık tutulan çaydan yap diye.. bende her çayı poşetinden çıkarıp suyun içine saldığımda onun sözlerini hatırlıyor ve hatta sesli olarak da tekrar ediyorum; bugün içtiğim yani suya saldığım oltanın ucundaki doğadan böğürtlen çayı.. yumuşak ve tatlı içimi olan bir çeşit bu.. çok seviyorum ben böğürtleni.. çay olarak da tüketmek çok hoşuma gidiyor.. hele akşam otururken uykum gelmek üzereyken :) daha bir lezzetli geliyor tadı :) çayımı demlerken baktımda ben evde yokken yalnız kalan mor menekşem; gene sararmış bir iki yaprağı ile bana bakıyordu :( cam kapı kapatıp gidiyoruz; zavallıcık sıcakdan havasızlıktan kavruluyor.. her akşam suyunu versemde yeterli olmuyor.. ama ısrarla ondan vazgeçemiyorum.. evimizin ilk çiçeği kendisi.. evde olmadığımız için gün içinde ve çok gezdiğimiz için :) bazen iki gün üç gün susuz kalıyor yazın çiçeğimiz :) bu sıra gözüm hep üstünde ama çocuğum açmı susuzmu diyen anneler gibi ilgileniyorum onunla ama bakalım başarabilecekmiyim :) bunlarda benim puflarım; pembişler.. şekerler.. tatlılarr.. harikalar.. kendilerini marketten kucaklayıp aldım vallahi.. o anda sevgili şehribursadan'ımdan aldığım tarifi yapmak için kolları sıvamış modundaydım :) ama eve geldiğimde bir malzemenin noksan olduğunu farkettim :) bakalım tamamlamak ve yapmak ne zaman kısmet olacak bugün doluydu ve yarında dolu hadi bakalım kısmet :)
... sevgiler ...

18 Haziran 2010 Cuma

alors on danse;

facebook hesabı olanlar; buraya

youtube izleyebilenler; buraya

vidivodo'dan izlemek isteyenler; buraya tıklayabilir;

yüklediğim video açılmıyormuş bilemedim ikinci denemem bu daha öğrenmem gerekenler var :))) bir dahaki sefere başarırım umarım :))

===================================

ilkayım bak bakalım beğenecekmisin?

kadıköye doğru;

fasulye makarnası

yaz aylarında bizim oralarda çokca yapılan bir yemektir; hafif ve lezzetlidir.
ismindende anlaşılacağı gibi makarna gibi pişiriliyor..
temizlenmiş fasulyeleri [kılçıksız olmasına dikkat edelim] kaynamakta olan suya atıyoruz
ve çok ezilmeyecek bir kıvamda olacak şekilde haşlıyoruz;
sonra süzdükten sonra servis tabağına alıp, üzerine eritilmiş tereyağı gezdiriyoruz; yeşil salatamızı; göbek marul, taze nane, taze soğan ve maydanoz ile hazırladım;
üzerine sos olarak da; yarım çay bardağı zeytinyağ, bir yemek kaşığı mayonez, yarım limon suyu, ve kuru nane ve tuz;
söğüş salatada; domates ve salatalık kullandım, üzerine kekik ve nar ekşisi ve tuz ilave ettim.. çok az miktarda da zeytinyağı;


... serin bir yaz dilerim ...

savarowski modası

son yıllarda gittikçe yayılan bu güzellik en sonunda geldi benim aşklarımdan biri olan kalemlerede kondu.. belki daha başka model çeşit belkide vardır ama bana bu denk geldi.. kırtasiyeye başka bir malzeme almak için gittiğim bit kutuya doldurulmuş tepelerinde birer renk renk savarowski taşı olan bu kurşun kalemler karşıladılar beni.. hemen beyaz taşlı olanlarından kaptım geldim :)ben çok beğendim ve yapılabilirde olarak düşündüm :)
hemen bir kendin yap porjesi yani; yapılacaklar arasına aldım :)
düz renk kurşun kalemler biraz taş sonra yapıştır ve hediye olarak gitsin..
... ummadığınız anda bir ışıltı sizi yakalasın ...