9 Kasım 2010 Salı

bir sınavın ardından-2;

... gidiş yolumda gördüğüm gündüz düşünde ben sınava giremiyor ve arkadaşlarım beni arıyorlardı; bende onlara yalnız gideceğimi söyleyerek yönlendirme yapıyor, türk filmlerindeki fedakar kadın rollerindeki gibi yalan söyleyerek aslında sınava giremeyeceğimi saklıyordum.. böylece beni merak etmek zorunda kalmayacaklar ve sınavlarına girmiş olacaklardı.. sanırım üsküdar-eminönü iskelesinin önünde beklerken o saatlerde tam tepede ışıldayan güneşin etkisiyle beynim sulanmıştı.. böyle bir düş olmazdı.. bekleyişim sona erdiğinde saniyeler içinde geçtiğimiz gişelerin daha blib blib sesleri kulaklarımızdan silinmeden kendimizi vapurda bulmuştuk.. benim gündüz düşlerimin etkisi daha yeni geçmiştiki sis ile ilgili şakalaşmalar başladı.. yoğun sis ile karaya ulaşamadığımız ile ilgili abuk şakalar ve ama denize düşmeyi yen ayakkabılarını giydiği için yeğlemeyen dostun serzenişleri ile karaya kadar devam etmişti bu şakalar :) dönüş yolunda ise; vapurda sınav sorularını düşünen, yanıtlayan ve hatta yorumlayanlar ile aynı bölümde bulunmak bana iyice ağır geldi sanırım.. kulaklarımı tıkadım ama hala o soruyu 'a' yaptım bu soruyu 'b' yaptım aman ya 'c' şıkkı neydi gibi cümleleri duyuyordum.. üzerinize kusacağım diye hafifden söylenmeye başladım; yüksek sesle söylediğimde etkili oldu sanırım biraz hız kestiler gibi :) sınav sonrasında iyi geçmiş olsa bile bu tür tartışmaları dinlemek bana hiç keyif vermez nedense, şu konunun açıklaması neydi bu denilse belki daha kabul edilebilir olur.. ama daha girerken yaşadığımız heyecanı devam ettirir nitelikte olup, hala sınavdayız izlenimini yaratmaları hiç hoş değil.. yani en azından katlanamıyorum böyle durumlara.. kadıköyümüze anavatanına dönmüş gurbetçilerin hislerinde kavuşmuş gibi kavuşan üç kafadar olarak karnımızdan çıkan gurul gurul seslerini yatıştırmak için kadıköyün güzel mekanlarından mercan'da aldık soluğu.. ne yiyelim ne içelim derken bir bardak soğuk içecek ile serinlerken bir yandan acılı yemişler ile karnımızı doyurduk! onca farklı hissi bir arada yada yanyana yaşadığımız bugünü fener maçını izleyerek kapamış olmak da ayrı bir etkiydi.. ama güzel bir etkiydi.. 5-1 diye tahmin ettiğim maçın sonucu; toplam gol sayısı değişmeksizin; 4-2 ile sonuçlanınca daha bir mutlu oldum... günlerden altı kasım ve 6 golle sonuçlanan bir maç ile gelen mutluluk! akşam eve gittiğimde çok sevdiğim koltuğunun üzerine kendimi atmış ve yarı uykulu yarı baş ağrısı, yarı mide bulantısı ile kavrululur buldum kendimi.. tv de izleyemediğim bütün dizileri izlemek o gece hiç uyumadan bütün yapamadıklarımı yapmak istedim :) ama yapabildiğim tek şey; nane limon kaynatıp yarım bardak içmek ve sıcak su torbasını ayaklarımın altına koymak oldu.. sonra; uyudum... uyudum... uyudumm... [arkası yarın]

8 Kasım 2010 Pazartesi

bir sınavın ardından;

-sınava girmiş ama sınava girdiğini daha algılyayamış çelebi..
-sınav uğruna dizilerin yeni bölümlerini kaçıran çelebi..
-sınava girmiş ama kendini tamamlayamamış çelebi..
yani cevo olsa böyle derdi kesin! :)

haftalardır çalıştık çabaladık! kah sıkıldık, kah bunaldık, kah neşe ile ders çalıştık, dersanaye gittik, soru çözdük, test çözdük, çıkmış eski sınav soruları çözümlemeleri yaptık.. yani kısacası boş durmadık.. ama dün yani 6 kasım cumartesi günü bursada blogcanlarım buluşurken ben sınava girdim, zira herşeyde bir hayır vardır: -iyiki o güne gelmiş sınavım da ben oraya gitmemiş oldum, dedim.. tam isabet dedim çok sevindim.. ama ikinci hayr sınavda geldi; alerjim tuttuğu için ilacımı içip çıkmışlığımla birlikte sersemlik göz bulanıklığı... :) kelimelerin harflerin ve sayıların çizgi filmlerdeki gibi o kalbim kadar temiz bembeyaz sayfanın üzerinde hani, hamamböceği olmuş da karpuzdan kaçan; temelin fıkrasındaki çekirdekler gibi; kaçışmaya başladılar ve ben onları göz kapaklarımı bir araya getirdikçe yakalayabildim.. kıstıkça kıstığım gözlerimde ve çattıkça çattığım kaşlarımda oluşan ağrı, darlık beni bunalttı doğrusu.. 120 sorunun 52.ne geldiğimde neler oluyor yahu ben neredeyim bana neler oluyor dediğimde kafamı kaldırıp karşı duvardaki saatin rakamlarını da seçemediğimi görünce daha bir şaşırdım.. nilgün hadi bakalım kısmetin bu senin elinden geleni yap da çık dedim... son dk. ya geldiğimde boş bıraktığım üç-beş soruya bir göz atıp bildiğimi bilip, bilmediğimi atıp tutup yuvarlakların içlerini itina ile karalayıp teslim ettim cevap anahtarımı ve çıktım o salondan.. benim bedenime uymayan sıralardan oluşmuş, beni sandalyenin oturak bölümü ile sıranın yazma kısmı arasına sıkıştırmış olan bu salondan arkama bile bakmadan çıktım! aralarında çoktan konuşmaya başlayan sınav arkadaşlarımdan, gözetmen öğretmenimizin dediği gibi rakiplerimden koşarak uzaklaşmak için elimden gelen gayreti gösterdim.. kapıya çıktığımda bir hedefe daha eksik gedik, az çok ulaşmış hatta geçmiş olmanın verdiği dayanılmaz hafiflik ile ayaklarım yere basmadan yürürken, hala yazıları okuyabilmiş yada okuyamamış olma mucizemi düşünüyordum, dostlarım çoktan buluşmuş beni beklerden oturdukları bankla aralarında oluşan bağın kuvvetini farketmiş bulunduğum an beni biraz salladı silkeledi doğrusu.. onların yaşadıkları, içinde bulundukları ruh halleri ile bir kez daha alt üst olup, düştük sisten kapanmış da çalışamamış vapurun yollarına.. bundan bir önceki sınav maceramı düşündüm.. o günde kadınlar günü dolayısı ile eylem vardı, yollar kapalıydı ve bu bir süpriz olduğu için ben alt üst olmuştum.. bu sefer de eylem vardı kadıköyde ama bir arkadaşın uyarısı ile üsküdar istikametini kullanıp kendimizi ferah ferah karşıya taşımıştık, oysaki dönüşte bu ferahlıktan ziyade kim hazırlamış bu soruları nidaları eşliğinde ve aksı düşmüş kamyon gibi yere yapışmış ön kasamızla kendimizi sürüyorduk karşıyakaya doğru... [arkası yarın]

5 Kasım 2010 Cuma

10 Kasım'da Anıtkabir'de..!


sevgili gülen'imin önderliğinde;

10 kasımda ATA'mızın huzuruna birlikte çıkalım mesajı ile bize seslenen sevgili sibel'im;


10 Kasım 2010 saat 09:00'da
Anıtkabir'in Tandoğan
Kapısı
'nda
Ankaralı ve o gün Ankara'da olabilecek tüm blog sahiplerini bekliyorlar.

4 Kasım 2010 Perşembe

yine ojeeeee;

bu sefer sünger bob'lu gri eşofmanım ve üzerine sarı tişört giyerek yaptığım kombinasyona uygun bu ojelemeyi yaptım :) bir yandan bakınca sarı diğer yandan bakınca gri görünüyor :) bu modeli en çok kırmızı beyazda seviyorum aslında ama fena da olmadı hani... kendim yapıp kendim beğeniyorum ya megaloman olacağım sonunda :) ama seviyorum bu ojeleme işini ne yapayım.. :)

2 Kasım 2010 Salı

papatyalarım;

bunlar son kahramanlarım :)
aralarında bir tek düzeltici kalemim yok, onu son aşamaya bıraktığım için fotoya giremedi zaten onu kullanmadan önce foto çektiğim için düzelmemiş kısımlarıda görebilirsiniz :)bugünkü kreasyonum lacivert tayt, lacivert hırka ile lacivert çanta,
ve hırkanın içine uzun pembe atlet, pembe converse lerim ve pembe tozluk dan oluşuyor;
dün sevgili blogdayaparımkariyerde'nin beklentisine karşılık verememiş ve giysilerime uygun bir oje sürmeyip sadece şeffaf oje ile çıkınca karşılarına;
bugün kendilerini mutlu etmek adına giysilerime uygun ve fazla vakit almayacak bir tasarımla;
karşılarında olacağım;
zeminde sedefli lacivert kullandım; üzerine pembe ile noktalar koyarak birer papatya ve sarı ile papatyaların ortalarını oluşturdum, son kat şeffaf oje ile hem parlaklık hemde koruma olarak bir kat geçtim. son olarak düzeltme kalemi ile kenarlarda sorunlu olan yerleri düzelttim. bu kadar;bunlar tupperware'in sarmısak saklama kapları; c.tesi yengeme kahvaltıya gitmiştim,
dolaptan birşey alırken gözüme çarptılar ne iş? diye sordum :))
cevap çok muhteşemdi ya banada lazım bunlardan diye feryat edince;
ikişer ikişer paylaştık :) soyulmuş sarmısakları koyup saklıyorsunuz; her dem taze kalıyorlar;
bunlarda evdeki kalem stoğumun asil üyeleri; merak edenler oluyordu daha kaç kalemin var diye; işte bir kısmını daha yayınlamış oldum :)
son okumakta olduğum kitap, konusu güzel ancak anlatım epeyce bir yoğun;
biraz tasvirler benzetmeler ve felsefik anlatımlar var;
belkide bu sıralar ders çalışmaktan beynim yorgun, onun için ağır gelmiş olabilir :)
[mutfak bekçisinin pozları için tık]
[yöresel tarhana çorbası için tık tık]

mutfağın bekçisi partide;

tarhana çorbası (yöresel);

karadeniz yöresine ait tarhana çorbası; biz çok severek yeriz, tarhana çorbası olarak yalnız bunu bilirdik :) o yüzden bir zamana kadar un tarhanasının varlığından bile haberim yoktu benim :) sonradan un tarhanasını her yediğimizde su içiyoruz sanırdım :) bizim tarhana olsa der dururdum; hemen köyden yollarlardı :) lafı fazla uzatmadan;

tarhanın yapılışı;
* sıcakta dışarda beklemiş ve ekşimiş 6 lt ayran kaynatılır,
* içine 1 kaşık tuz atılarak kestirilir ve ateşten alınır,
* ılınınca öğütülmüş 7 kg buğday konulur karıştırıp az daha tuz katılır,
* 3-4 gün bekletilir,
* bu bekleme süresinde malzememiz hamur gibi ekşir ve kabarır, kabardıkça yoğrulur,
* sonra temiz bez üzerine avuç avuç köfte yapar gibi ancak bir kez sıkarak parça parça yayılır,
* güneşte tamamen kuruyuncaya kadar bekletilir sonra kavozonlara konur.

tarhana çorbasının pişirilmesi;
* 1/2 su bardağı tarhanayı bir gece önceden suda bekletin,
* çorbayı pişireceğimiz tencerede; 2 yemek kaşığı tereyağı eritin,
* sudaki tarhanayı süzün ve yağın üzerine ilave edin,
* hemen ardından 2 litre su ilave ederek kaynamaya bırakın, ve ara sıra karıştırın,
* kaynayınca 1kase haşlanmış renkli fasulye ilave edin ve bir miktar daha kaynamaya bırakın,
* tuzunu, tadına bakarak ilave edin.

afiyet olsun!!!

29 Ekim 2010 Cuma

puantiyeler;

LCW'den aldığım beyaz puantiyeli kırmızı çorapları çok sevdim..
çokca çorap aldığım halde bunları fotoğrafladım..
aynı renk çizgilisi ile bir pakette bütün mağazalarında bulabilirsiniz..ve yine bir kıyafete kombinlenmiş ojelerim :) çok seviyorum bu tarz uygulamaları..
yalnızca renk kartelasının çok geniş olması gerekiyor;
ve bu uygulamada gördümki çok ojem var diye bildiğim yalanmış;
yeşilin tonu tumadı görüldüğü gibi :)
gri spor bir penye bluz bu; yakasında üç farklı renkte noktacık var..
bileklerinde de aynı renklerden çizgili bir kurdele geçilmiş.. onu fotoğraflamadım zira bana puantiyeler ilham oldu; fotoğrafa girmek onların hakkı değilmi :)))))
ve yine mutlu bir haberi paylaşmak istiyorum sizlerle; daha önce yapımında emeğim geçen aşuk&maşuk ve karagöz&hacivat yine sahnedeydiler :) bu sefer maltepe belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezinde göterilen oyunu izlediğimde, yine çok mutlu oldum.. bu tarz projelerde bir zerre kadar olabiliyorsam inanın dünyalar kadar çok seviniyorum.. Bu bağlamda oyunu yazan ve yöneten ve benimde bir katkım olmasını sağlayan Gaye Öğretmenime çoook teşekkür ediyorum..



============CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN============

28 Ekim 2010 Perşembe

iğne oyalarım :))) ve yeni ojelerim;

bu sarı tülbenti masrafçı mehmet amcada gördüğümde çok güzelde,
ne yapabilirim ben bundan? diye sordum kendime ve mehmet amca'ya...
sen bulursun yapacak bişiler, bir düşün bakalım birkaç saniye, dedi. :)
o an çaktı şimşekler ve yenidoğan bebişlerin yüzlerine örtmek için örtü yapmaya karar verdim;
bir deyişle yüz mendili gibi birşey; kenarlarına basit olarak bir sıra iğne oyası yaptım;
bizim oralarda hızar dişi denir bu örneğe; yapılışı ilk fotoda epey detaylı görülüyor;ancak daha detay isteyen olursa sıradakini detaylı fotolarım;
zira daha 3 tane daha yapılacak;
biri; dakikadanönce'nin, diğeri antigone'nin, diğeri bahar'ın diğeri de bilges için. bu pembiş tokamı sevgili rabiasultan geçen gün ofisime beni ziyarete geldiğinde getirdi;
çok sevdim ben onu ve hemen ertesi gün aynı uçuk pembe renkte [goldenrose] bir oje aldım,
aslında klasiktir bu pembe ama ben epeydir farklı uç renklerde dolandığımdan :)
klasik pembe ojemin hiç olmadığını farkettim :) aynı renk tayt çorabımla kombin ettiğim kıyafetimle harika oldu..
ama gene o güne ait foto yok değilmi? azcık havalar açsın gene giyer çekinirim zira bu soğukta elbise giyip dışarı çıkmaya cesaretim yok :) tabiki bir tek renk oje alıp eve döndüğümü düşünmüyorsunuz değilmi :) yanında bir tanede uçuk somon rengi [flormar]ve çarpıcı bir turuncu [pastel] oje daha alarak dükkandan çıkabildim.. soldan birinci yani serçe parmaktaki turuncu 2 kat, ikinci yüzük parmaktaki uçuk somon 3 kat, orta parmakta ise bir kat turuncu üzerine bir kat uçuk somon, dördüncü işaret parmağındaki ise meşhur uçuk pembemiz 2 kat :) olarak uygulanmış halleri.. özellikle belirtmek isterimki sedefli olanları çoğuk kişi tek kat kullanıyor;
ama ben oje katlarını çok ince sürdüğüm için çokca kat uygulamak zorunda kalıyorum;
bazen 4 kat oje sürdüğüm ama ancak bazılarının bir katına ulaştığım oluyor :)
çünkü; bir kat ince sürüp kuruyor gerektiği kadar kat olarak uyguluyorum,
böylece kurumadan bozma ihtimalimi azaltıyorum :)
çünkü ben oje sürünce hep yapacak bişiler bulurum :)
[tavuklu bezelye tarifi yazım için tık tık]

27 Ekim 2010 Çarşamba

tavuklu bezelye;


ablamın yazın pazardan alıp, haşlayıp dolaba atmış olduğu bezelyelerden bir paketini pişirdim :)
ablam: -iyiki yapmışım ya; dur daha kış gelmedi hemen bitirme, dedi :)
"amaaaan nasılsa konservesi çok var, dolapta biraz yer açılsın" dedim bende :)
bir konserve miktarı kadar bezelye için büyükçe bir adet beyaz soğanı
küp küp doğrayıp pembeleşene kadar kavurdum;
üzerine minikçe kuşbaşı doğranmış tavuk etini ve bir tutam kekik ilave ettim;
biraz soteledikten sonra yine küp küp doğranmış 4 orta boy domateside katıp kapağını kapatıp sotelemeye devam ettim;
kararına varınca suyunu, tuzunu katıp kısık ateşte kaynamaya bıraktım;
kaynayınca bezelyeleri ilave edip bir süre daha pişirdim..
[tavuklar sotelendiği ve bezelyelerde konserve kıvamında haşlanmış olduğundan dolayı,
son kısımda çokca pişirmeye gerek yoktur;
bezelyeler dağılmayacak yapıda olduğu anda ateşten alınmalıdır.]

altın balık;


superfresh'in başarılı ürünlerinden Altın Balık, çocukluğumda almanya'da çokca yediğim bu lezzetin benzerini şimdi tadıyor olmak hoşuma gitti doğrusu.. yanında domates, marul ve soğan ile harika bir servis oldu; görünüm kadar lezzet de muhteşemdi doğrusu.. tavsiye ederim..

flormar Neon Serisinden: N001;

flormar'ın neon serisinde çok güzel renkler var... bu koyu pembe çok tercih edilen bir tondur genelde.. birkaç farklı ışık altında fotoladım ama karanlıkta çekim denemelerim başarılı olmadı.. bu renk sürmeyi aynı renkteki hırka ve tişörtümü giydiğim için tercih etmiştim, ama kombin olarak bir fotoğraf yine yok :) sanırım bir yardımcıya ihtiyacım var :))
[altın balık yazım için tık tık]